| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Örgü derya gibi deryalı günler

Yazılar arşiv 05.2009 Other entries in 2009-05 resimler , videolar

Alzheimer Hastalığı

Alzheimer HastalığıAlzheimer Hastalığı nedir? Alzheimer Hastalığı, adını, 1906'da bir Alman Doktor olan Alois Alzheimer'den almıştır.

Aradan geçen yüzyıl hastalığın tanısı ve tedavisi hakkında büyük ilerlemeler getirmiş olsa da, yapılabilecek şeyler hala sınırlıdır ve çözümleyici değildir.  Demans (bunama), hastanın günlük faaliyetlerini yapmasını ciddi bir şekilde etkileyen bir beyin hastalığıdır. Yaşlı insanlar arasında en yaygın demans türü, Alzheimer Hastalığıdır. Alzheimer Hastalığı, başlangıçta beynin hafıza, düşünce ve lisan yeteneği ile ilgili bölümlerini etkiler. 65 yaş üzeri insanların %5'i, 80 yaş üzerindekilerin %20'si ve 90 yaş üzerinde olanların ise % 30'unda Alzheimer Hastalığı bulunmaktadır. Bu kadar sık görülen bir hastalığın başlangıç bulguları önem kazanmaktadır.

Alzheimer Hastalığının belirtileri nelerdir? Alzheimer Hastalığı ilerleyici bir hastalıktır. Hafıza kaybı, günlük işleri yapmada zorlanma ve davranış değişiklikleri gibi yakınmalarla ortaya çıkar. Bazı insanlar, bu tür bulguları normal yaşlanmanın bir sonucu olarak kabul ederler; bazıları da hastalık bulgusu diye düşünüp tıbbi yardım ararlar. Bu tür bulguların depresyon gibi diğer hastalıklara bağlı olup olmadığını değerlendirebilmek için doktor görüşü önemlidir.

Hastalığın ikaz bulguları; 

1. Hafıza kaybı: Yeni öğrenilen bilgilerin unutulması Alzheimer Hastalığının sık görülen erken bulgularındandır. Kişi daha sık unutmaya başlar ve daha sonra da hatırlayamaz. (Ara sıra randevuları ve isimleri unutmak normaldir.)

2. Bilinen işleri yapmada güçlük: Demanslı insanlar günlük işlerini yapma ve planlamada zorlanırlar. Yemek hazırlama, oyun oynama gibi faaliyetlerde etap ve aşamaları karıştırırlar. (Nadiren bir odaya niçin geldiğini veya ne söylemeyi planladığını unutmak normaldir.)

3. Konuşma ile ilgili problemler: Alzheimerli hastalar basit kelimeleri unutabilir ve uygun olmayan kelimelerle değiştirebilirler. Bunlar da konuştuklarının ve yazdıklarının anlaşılmasını zorlaştırabilir. Örneğin diş fırçası kelimesini bulamaz yerine "ağzım için olan şey" diyebilir. (Zaman zaman doğru kelimeyi bulmada zorluk olması normaldir.)

4. Zamana ve yere yönelik oryantasyonda bozulma: Alzheimerli hastalar kendi çevrelerinde semtlerinde kaybolmaya başlarlar. Nerede olduğunu, oraya nasıl geldiğini ve eve nasıl geri döneceğini unuturlar. (Haftanın gününü veya nereye gittiğini ara sıra unutmak normaldir.)

5. Karar verme yeteneğinde güçlük ve azalma: Alzheimerli hastalar uygun olmayan tarzda giyinebilirler. Sıcak bir günde birkaç kat veya soğukta ince giyinme gibi. Kara verme yetenekleri zayıflamıştır. (Zaman zaman şüpheli veya tartışmalı karar verme normaldir.)

6. Düşünceyle ilgili problemler: Alzheimer'liler karışık mental görevleri gerçekleştirmede zorlanabilirler. Rakamların nasıl ve niçin kullanılacağını unutmak gibi. (Ara sıra mali hesapları dengelemede zorlanmak normaldir.)

7. Eşyaları yanlış yerleştirme: Alzheimerli hastalar eşyaları alışılmadık yerlere koyabilirler. Ütüyü buzdolabına veya kol saatini şeker kutusuna gibi.. (Anahtarları veya cüzdanı geçici olarak yanlış yere koymak normaldir.)

8. Davranış ve mizaç değişiklikleri: Alzheimer'li hastalar hızlı mizaç oynamaları gösterebilirler. Belirgin bir neden yok iken, sakin bir halden kızgınlaşabilir veya ağlayabilirler. (Ara sıra karamsar ve üzgün olmak normaldir.)

9. Kişilik değişiklikleri: Demanslı hastaların kişilikleri, dramatik olarak değişebilir. Aşırı derecede korkulu, şüpheci veya aile üyelerine bağımlı olabilir. (Yaşlanma ile kişilik özelliklerinin biraz değişmesi normaldir.)

10. İnisiyatif kaybı: Alzheimerli hastalar çok pasif olabilirler, saatlerce televizyonun karşısında oturabilirler, olağandan daha fazla uyuyabilirler, günlük işlerini yapmak istemezler. (Bazen iş ve sosyal yükümlülüklerde yorgunluk hissi normaldir.

Uz. Dr. Abdullah Özkardeş Memorial Hastanesi Nöroloji Uzmanı 

AĞRILAR

AĞRILARAğrının tanımı Uluslararası Ağrı Araştırmaları Teşkilâtı tarafından 1979 yılında şu şekilde yapılmıştır:

"Ağrı, vücudun herhangi bir yerinden kaynaklanan, organik bir nedene bağlı olan veya olmayan insanın geçmişteki tüm deneyimlerini kapsayan, hoş olmayan bir duyudur". Günümüzde ağrı iki grupta incelenmektedir. Birincisi; çeşitli hastalıkların habercisi olarak karşımıza çıkan akut (iveğen) ağrıdır. Akut ağrı bir hastalık belirtisidir. Çoğu kez vücutta var olan bir doku hasarının habercisidir. Akut ağrı vücudun alarm sisteminin önemli bir parçasıdır. Varlığı ile vücutta bir bozukluk olduğuna işaret eder ve hastanın hekime başvurmasını sağlar. Bazen kas iskelet sistemindeki bir hasarın ya da mekanik bir problemin, bazen romatizmal bir hastalığın, bazen iltihabi bir durumun hatta bazen de kanserin habercisi olarak görülebilir. Bu durum ağrılı hastanın tıbbın tüm olanakları kullanılarak ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmesini gerektirir. Doğru tanıya ulaşmak için öncelikle hasta çok ayrıntılı bir şekilde dinlenilmeli, ağrının tüm özellikleri ile ilgili bilgi alınmalı, ardından özenli bir şekilde muayene edilmelidir. Çeşitli laboratuar testleri ve radyolojik incelemeler de tanıya ulaşmada çok yardımcı olacaktır. Tüm bu yöntemlerle doğru tanı konulmalı, en uygun tedavi uygulanmalı ve geri dönülmesi mümkün olmayan sonuçların doğması önlenmelidir.

İkinci grup ağrılar ise kronik (süreğen) ağrılardır. Kronik ağrılar 6 aydan (bazı durumlarda 3 aydan) uzun süren ve artık bir alarm sistemi olmaktan öteye geçen ağrılardır. Kronik ağrı bir hastalık habercisi değil, başlı başına sorunun ta kendisidir. Kronik ağrı çeken kişi bir kısır döngü içine girer. Hasta gücünü, etkinliğini yitirir. Toplum içindeki üretkenliğini, aktifliğini kaybeder. Bu durum çoğu kez hastanın içe kapanmasına ve depresyona girmesine yol açar. Depresyon kişiyi daha duyarlı hale getirir, ağrı eşiğini düşürür ve ağrıların daha da şiddetlenmesine neden olur. Bu durum tam bir ağrı kısır döngüsüdür. Kronik ağrı bir hastalık belirtisi değil, hastalığın ta kendisidir. Kronik ağrı, sadece ağrıyı çeken hastayı değil, aynı zamanda hastanın yakın çevresini de etkileyen ciddi bir sorundur. Kronik ağrıdan kaynaklanan sosyal ve ekonomik kayıp da göz ardı edilmemelidir. ABD'de yapılan bir araştırmada her yıl kronik ağrılara bağlı olarak 700 milyon iş günü kaybı ve 60 milyon dolar zarar meydana geldiği hesaplanmıştır.

Hastaların en çok şikayetçi olduğu ağrılar şöyle sıralanabilir:

* Bel ve bacak ağrıları
* Boyun ağrıları
* Baş ağrıları
* Sırt ağrıları
* Omuz-kol ağrıları
* Yüz ağrıları-nevraljiler
* Damar tıkanıklığına bağlı ağrılar
* Kanser ağrıları
* Nedeni belirlenemeyen ağrılar

Ağrının tedavisi: Modern tıpta ağrı kesici ilaç kullanımı tedavide önemli bir yer tutar. Ancak burada önemli olan nokta ağrı kesici ilaçların kontrolsüz ve düzensiz bir şekilde kullanılmaması ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından belirlenen Ağrı Kesici Kullanım İlkelerine uyulmasıdır. Bu ilkeler ağrı kesicilerin kullanım yolunu, dozunu, ağrı kesici ilaca başlama zamanını, ilaç kullanımı sırasında karşılaşılabilecek yan etkilerle başa çıkma yollarını belirler. Yapılan araştırmalarda tüm ağrı tiplerinin %90'ından fazlasının doğru ağrı kesici ilaç tedavisiyle kesilebileceği ortaya çıkarılmıştır. Ağrı kesici ilaçların etkili ve yeterli olmadığı durumlarda ise ağrının kaynağına göre fizik tedavi yöntemleri, cerrahi operasyonlar veya girişimsel ağrı tedavisi yöntemleri uygulanır. Bu noktada doğru yaklaşım hastaya en uygun tedavi yönteminin belirlenmesi ve zaman kaybetmeden hastanın doğru tedaviye ulaşmasının sağlanmasıdır.

Ağrı kliniklerinde ağrı tedavisi için kullanılan başlıca yöntemler ilaç tedavileri ve girişimsel ağrı tedavisi yöntemleridir. Kronik ağrının ele alınması ve tedavisinin anesteziyoloji içindeki gelişiminin kaynağı girişimsel ağrı tedavisi yöntemleridir. Minimal invaziv yöntemler olarak tanımlanan bu girişimler tedavisi güç ağrılarda hastayı fazla bir zahmete sokmadan kolay ve etkin bir şekilde ağrının kesilmesini sağlamaya yöneliktir. Bu yöntemlerin başlıcaları sinir blokajlarıdır. Vücutta çeşitli tipte sinir lifleri bulunur. Bazı sinirler kasların hareketinden sorumluyken bazıları duyulardan bazıları ise ağrı iletiminden sorumludur. Ağrı hekiminin ilgi alanı bu ağrı sinirleridir. Örneğin, yüzde çok şiddetli elektrik çakması tarzında ağrı şikayetiyle kendini gösteren trigeminal nevraljide trigeminal sinire uygulanan blok işlemleri ile ağrının uzun süreli olarak (3-8 sene arası) ortadan kalkması sağlanır. Benzer şekilde bel ve boyun kireçlenmesine bağlı ağrılarda kireçlenen eklemlerin sinirlerine uygulanan blokla ağrı giderilir. Toplumda sık görülen bel ve boyun fıtıklarında uygulanan çeşitli enjeksiyonlar veya omurlar arasındaki diske uygulanan yöntemlerle fıtığın gerilemesi ve ağrının ortadan kalkması sağlanabilir.

Bu girişimsel yöntemler yaklaşık 30'45 dakika sürer, lokal (bölgesel) anestezi altında ve hasta hafif uyutularak (sedasyon) uygulanır. Bu nedenle hastalar ağrı ya da başka bir rahatsızlık hissetmezler. Enfeksiyondan korunmak amacıyla tüm işlemler, steril ameliyathane koşullarında ve tek kullanımlık malzeme ile yapılır. Girişimsel ağrı tedavisinde uygulanan yöntemlerin tümü görüntüleme yöntemlerinin kılavuzluğunda gerçekleştirilir.

Uz. Dr. Mehmet Çelik – Memorial Hastanesi Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı

Kan vermeyeni geçirmiyor

Kan vermeyeni geçirmiyorArtvin'de yaşayan İsmail Bilir, evine ulaşmak için yaptığı ve Kızılay ile Türk bayraklarıyla süslediği asma köprüden geçmek isteyenlere “1 ünite kan bağışı” şartıyla izin veriyor.

İsmail Bilir (64), merkeze bağlı Varlık köyünde ikamet ettiğini ve emekli olduğunu belirterek, “Bundan 5 yıl önce evime giden tek yol olan tahta köprüyü sel alınca, kendi imkanlarımla 51 metre uzunluğunda asma köprü yaptırdım. Köprü bana 10 bin TL'ye mal oldu” dedi.

Kendisini Kızılay teşkilatına “adadığını”, bu nedenle asma köprüye “Kızılay Kan Merkezi” adını verdiğini ifade eden Bilir, “Köprüyü Kızılay ve Türk bayraklarıyla donattım” diye konuştu.

Köprüyü görenlerin kendisine teşekkür ettiğini dile getiren Bilir, “Köprüden geçmek isteyenlere '1 ünite kan bağışlayacağı' sözünü alarak izin veriyorum. Yaptığım asma köprünün bu özelliğini duyan insanlar köyümüze gelip beni ziyaret ediyor. Köyümüze olan ilgi bu köprü sayesinde oldukça arttı” dedi.

Bilir, 22 yaşından bu yana Kızılay kan merkezlerinde düzenli olarak kan bağışladığını anlatarak, şunları söyledi:

“Bugüne kadar 70 ünite kan verdim. Herkesi sağlıklı yaşam için kan vermeye davet ediyorum. Ben 64 yaşındayım ve çok sağlıklı bir insanım, hiç hastalanmadım. Kendimi çok zinde hissediyorum. Sağlığı yerinde olan herkesin kan vermesini tavsiye ederim. Türk Kızılayı bugüne kadarki kan bağışlarım için bana 1 altın, 2 gümüş ve 1 bronz madalya verdi. Birçok plaket aldım. Madalyaları yakamda taşıyorum. Bu bana büyük bir zevk veriyor, çok gururluyum.”

Bilir, 6 çocuğu olduğunu ve hepsini kan bağışında bulunmaya alıştırdığını belirterek, “Köprüyü yaptıktan sonra köyümüzde yaşayan sağlıklı herkes düzenli olarak kan bağışında bulunmaya başladı” diye konuştu.

Varlık köyü muhtarı Fatih Gültekin ise Bilir'in eskiden beri köylerindeki insanlara kan vermenin önemini anlattığını ifade ederek, “Bu köprünün yapımından sonra köyümüze gelen ziyaretçi sayısında oldukça artış oldu. Artık köyümüz köprü sayesinde ünlü bir köy oldu” dedi.

Depresyon göbeklenmeye yol açıyor

Depresyon göbeklenmeye yol açıyorDepresyon kişiyi mutsuzluğa sürüklemekle birlikte, yağ toplanması nedeniyle göbeklenmeye yol açıyor.

Rush Üniversitesi'nden araştırmacılar depresyonun viseral yağ toplanması ile ilişkili olduğunu ortaya çıkardılar. Bel kısmında, iç organlar arasında toplanan bu yağlar kardiyovasküler hastalık ve diyabet riskini de artırıyor.

Çalışmaya katılan 409 orta yaşlı kadının Viseral yağ oranı BT skeni ile ölçülürken, depresif semptomlar yaygın tarama testi ile değerlendirildi. Çalışmada depresif semptomların viseral yağ birikimiyle açıkça ilişkili olduğu ortaya kondu.

Özellikle aşırı kilolu ve obez kadınlarda, depresyonla viseral yağ oluşumu arasında güçlü bir korelasyon belirlendi.. Fiziksel aktivite düzeyi gibi, yağ toplanmasını açıklayabilecek diğer değişkenler için düzeltme yapıldığında bile, sonuçlar değişmedi. Çalışmada subkutan yağ ile depresif semptomlar arasında her hangi bir ilişki bulunmadı. 

Araştırmacıların tahminine göre, depresyonda kortizol ve inflamatuar bileşiklerin üretimi gibi, vücutta meydana gelen bazı kimyasal değişiklikler viseral yağ birikimini tetikliyor.

Çalışma Psychosomatic Medicine'in Mayıs sayısında yer aldı.

Horlama ilişkinize zarar verebilir

Horlama ilişkinize zarar verebilirHorlama kimi zaman çiftler arasında ilişkiyi tehdit eden en önemli unsur olabiliyor. Ayrılıklara bile yol açabiliyor.

"Horlama yüzünden yatağını ayıran eşler'' var diyen KBB Uzmanı Dr. Süreyya Şeneldir, yaşam kalitesini düşüren horlamanın ciddi bir sağlık sorunu olduğunu ve mutlaka tedavi edilmesini öneriyor.

Horlama, sadece kişiyi ve çevresindekileri etkileyen bir sağlık sorunu olmayıp, aynı zamanda özel hayatı da olumsuz etkileyen bir sorun. İngiltere'de bu konuda yapılan bir araştırma, oldukça ilginç bir gerçeği ortaya koyuyor. Araştırmaya göre, eşi horlayan bir kişi, yaşamı boyunca iki yıllık uykusunu kaybediyor. Yani horlayan kişi, partnerinin iki yıllık uykusunu istemeden de olsa çalıyor. 

Normal erişkin insanların yüzde 45'inin zaman zaman horladığını söyleyen KBB Uzmanı Dr. Süreyya Şeneldir, yüzde 25'nin sürekli horlama sorunu olduğuna dikkat çekiyor. Horlama probleminin daha çok şişman erkeklerde görüldüğünü hatırlatan Dr. Şeneldir, yaşla birlikte sorunun daha da katlanılmaz hale geldiğini belirtiyor. Horlamanın eşler arasında ilişkiyi yıpratan bir problem olduğunu ifade eden Dr. Şeneldir, "Horlama yüzünden yatağını ayıran eşler var" diyerek sorunun ne denli sonuçlar önemli olduğuna dikkat çekiyor. 

Dr. Şeneldir, uyku apnesinin de uyku esnasında nefes kesilmeleri anlamına gelen, gündüz yorgunluk ve uyku hali, otururken uyuklama veya uykuya dalma hali, sabah başağrısı, cinsel isteksizlik, huzursuzluk gibi şikâyetlerle kendisini belli eden daha ciddi bir sorun olduğuna değinmeden edemiyor.

Horlamanın ve uyku apnesi nasıl tedavi edilir?

Horlama ve uyku apnesinin tedavisi için günümüze dek birçok yöntem kullanıldığını biliyoruz. Bunlar kilo vermeden başlayarak küçük dil, yumuşak damak ve bademciklerin alındığı daha kompleks cerrahilere kadar uzanan birçok tedavi yöntemini içeriyor. KBB Uzmanı Dr. Süreyya Şeneldir, horlama ve uyku apnesinin tedavisi için geliştirilen en son teknik Pillar Implant uygulamasının, diğer yöntemlere göre daha etkin, güvenilir ve kolay bir yöntem olduğunu söylüyor.
 
Pillar implant uygulaması; yumuşak damağı sertleştirerek, horlamaya neden olan titremeyi azaltacak ve yumuşak damağın havayolunu tıkamasına mani olacak üç minik implantın, yumuşak damağa yerleştirilmesi işlemidir.
 
Pillar imlant uygulaması sonrası, implantlar damak içinde onları sabitleyen doğal bir doku etkisi meydana getirerek, yumuşak damağın kas tabakasına yapısal destek olurlar; böylece yumuşak damağa bağlı horlama ve uyku apnesinin ortadan kalkmasını sağlarlar.
  
Sadece Amerika'da 12 milyon kişi uyku apnesinden şikâyetçidir. İşin ilginç olan bir yanı da bu hastaların 10 milyonunun, hastalığının farkında olmamalarıdır.

Tedavi ertelenirse nelere yol açabilir?
 
Kişilerin normal uyku düzeninde oluşan huzursuzluk yüzünden, uyku apnesi olan kişiler gün içerisinde kendilerini uykulu hissederler ve konsantrasyon ve performanslarının azalmasından şikâyet ederler.
 
Bu hastalarda depresyon, sinirlilik, cinsel fonksiyon kaybı, kilo alma, kalp rahatsızlıkları, yüksek tansiyon, baş ağrıları, öğrenme ve hafıza zorluğu, günlük aktiviteler sırasında uykuya dalma gibi şikâyetler oluşabilir.
 
Tedavi edilmemiş uyku apneli hastalarda kaza yapma oranları normal kişilere göre 3 kat daha fazladır.
 
Pilar implant nasıl uygulanır?
 
İşlem muayenehane koşullarında yapılabilen, basit, neredeyse ağrısız, yaklaşık 15 dakika süren kısa bir girişimdir. Damağın lokal anestezi ile uyuşturulması sonrası 3 adet küçük implant özel bir alet yardımıyla damağa yerleştirilir. İşlem sonrası hastaların çoğu aynı gün işine devam edebilirler.

Sınav öncesi bu gıdalara dikkat

Sınav öncesi bu gıdalara dikkat Sınavdan bir-iki gün önce hangi yiyeceklerden uzak durulacak, neler tüketilecek? Sınav günü kahvaltıda neler olacak? Diyetisyene kulak vermekte fayda var.

1. Sınavdan bir gün önce rahatlamak için katılacağınız etkinliklerde değişik baharatlı ve kızartılmış besinler tüketmemeye çalışın.

2. Sınavdan 1-2 gün önce ara ve ana öğünlerde dışarıda yemek yememeye çalışın.

3. Tükettiğiniz içeceklerin kafein oranını yüksek olmamasına dikkat edin. Özellikle Red Bul, kola, kahve gibi kafein oranları yüksek içecekleri tüketmemeye çalışın. Bu içeceklerin yerine limonata, ayran, süt ve bitkisel çayları tercih edin. (papatya, ıhlamur, kuru elma gibi)

4. Hazımsızlık yapabilecek lahana, roka, kereviz, pırasa,  ıspanak, kuru baklagil gibi sebzeleri tüketmemeye çalışın.

5. Sınav sırasında kan şekerinizi korumak, daha verimli ve kolay soru çözebilmek için çikolata, şeker, lokum gibi besinler yerine tahıllı ekmeğe sandviç, paket süt, lifli (yulaflı, kepekli) bisküvi, müsli-bar gibi kan şekerinizi yavaş yükselten ve dengeleyen besinleri tercih edin.

6. Sınavdan bir gün önce çok yoğun ve ağır egzersiz veya yürüyüş yapmamaya çalışın. Ancak sınav stersini azaltmak ve rahatlamak için bir saat açık havada yürümeye önem verin. 

Sınav sabahı kahvaltıda neler olmalı?
- 2 dilim beyaz peynir
- 1 dilim kaşar peyniri
- 2 dilim tam çavdar veya buğday ekmeği
- 3-4 adet kuru kayısı veya bir tatlı kaşığı pekmez
- 2-3 adet ceviz veya 4-5 adet zeytin
- 1-2 fincan elma veya ıhlamur (şekersiz)

KAHVALTI ÖRNEKLERİ (1200 kalori)

Bu kahvaltı örneklerini haftanın günlerine yayarak çocuğunuzu sağlıklı bir şekilde okula hazırlayabilirsiniz.

1. GÜN
- 2 dilim tahıllı ekmek n 2 dilim beyaz peynir n 4-5 adet zeytin   n Bol söğüş salata (domates-salatalık)  n 1 su bardağı süt

2. GÜN
- 2 dilim tahıllı ekmek n 1 dilim peynir n 1 adet yumurta n 2 adet ceviz n bol söğüş salata n bitkisel çay (şekersiz)

3.  GÜN
- 4-5 çorba kaşığı kuru meyveli mısır gevreği n 1 su bardağı süt veya yoğurt n 2 adet ceviz veya 4-5 adet badem

4. GÜN
- 2 dilim tahıllı ekmek n 1 dilim kaşar peyniri n 1 dilim beyaz peynir n bol söğüş salata n bitkisel çay (şekersiz)

5. GÜN
- 1 dilim tahıllı ekmek n 1 adet yumurtalı ve 1 dilim peynirli omlet veya menemen n 1 tatlı kaşığı pekmez  n bol söğüş salata n 1 su bardağı taze sıkılmış meyve suyu.